Cumartesi, Nisan 19, 2008

kapatıyoruz...

budalaca kapanıyor...
uzun zamandır kapatıp kapatmamanın mücadelesini veriyordum kendi içimde. bir türlü vargeçemiyorum, kopamıyorum... bu evdeki çöpünü bile atmaya kıyamanların duygusu sanırım. bende de bolca mevcut. hayatını değiştirmek istemiyorsun, değişim kendini zorlayana kadar...
budalaca kapatılacak... bazı şeylerden kopmak gerekiyorsa hele.
budalaca ismini çok seviyorum, belki de bu yüzden kopamadım uzun zamandır. 'budala' olabilmeyi tercih etmeye çalışıyorum. insanlara budalaca değer vermeyi, budalaca güvenmeyi ve budalaca sevmeyi... bunu ne olursa olsun kaybetmeyeceğim... ya da kaybetmemeye çalışacağım... 'vurun ulan vurun ben kolay ölmem' gibi duruyor... güçlü olman bekleniyor... laf! güce tapıcılar sizi... bayılıyorlar bazı laflara... ben doğrusunu söyleyeyim: 'bizi öldürmeyen, bizi ölgünleştiriyor!' / 'bizi öldürmeyen, bizi ölgünleştiriyor!' / 'bizi öldürmeyen, bizi ölgünleştiriyor!' / 'bizi öldürmeyen, bizi ölgünleştiriyor!' / 'bizi öldürmeyen, bizi ölgünleştiriyor!' ...
budalaca kapanıyor... buruk bir kapanış benim için. yavaş yavaş buradaki yazıları yedekledikçe sileceğim. yok etmenin yaratıcı gücünü bulurum belki de bu süreçte.
budalaca'nın varolduğu sürece bakıyorum da, ne kadar değişmişim. korkutuyor beni bu evrim hali. buranın en güzel kazanımları tanıdığım yeni insanlar, kurduğum bağlar oldu. tansel'di, tolga'ydı vs... yolumuz bir yerlerde kesişir elbet.
budalaca'nın yerine yenisini koyabilirim. ama hemen düşündüğüm bir şey değil bu. budalaca'nın yası tutulmalı nezdimde.
ağır depresif modlarımda, neşeli hallerimde, şaşkınlığımda hep tanığım budalaca kapanıyor... bize gitmek düşüyor, bize gitmek...
değişiklik demişken, önümüzdeki yaz eve çıkıyorum sanırım. şehir ile kaynaşma hallerine girip, balkonda çay içme fasılları... az ile mutlu olabilene, ne mutlu... elindeki ile yetinmeyip, çevresinde devamlı arayış içinde olanlara değil, bir sıcak gülümseme ile mutlu olabilenlere açık olacak evim... hepinizi beklerim.
tezimi yazıyorum bu arada. verilmiş sözler var... ve en az birimiz sözünü tutsa iyi olacak... ben sözümü tutacağım yine...
budalaca kapanıyor, budala hep bâki kalma özleminde... bir aslan'ın dediği gibi: 'keder ve budalalıktan başka yaşamın anlamı var mıydı?'

Etiketler:

Cuma, Nisan 18, 2008

Yaralar vardır hayatta...

"Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.

Kimseye anlatılmaz bu dertler, çünkü herkes bunlara nadir ve acaip şeyler gözüyle bakarlar. Biri çıkar da bunları söyler ya da yazarsa, insanlar, yürürlükteki inançlara ve kendi akıllarına göre hem saygılı hem de alaycı bir gülüşle dinlerler bunları. Çünkü henüz çaresi de, devası da yok bu dertlerin. Tek ilâç şarap yardımıyla unutmaktır; afyonun ve uyuşturucu maddelerin sağladığı sahte uykudur. Ama ne yazık ki, bu tür devaların da etkileri geçicidir, acıyı kesecekleri yerde çok geçmeden daha da şiddetlendirirler."

Hidayet, Sadık. Kör Baykuş. (çev. Mehmet Kanar) YKY, 3. Baskı, İstanbul, Ocak 2006, sy. 15.

Etiketler:

Cuma, Nisan 11, 2008

"I Love My Murderer -But Yours! How Can I!"

"Heathcliff: ‘Bana ne kadar acımasız davrandığını şimdi anlıyorum, ne kadar acımasız davrandığını ve nasıl aldattığını. Beni neden hor gördün? Seni avutacak tek bir söz söylemeyeceğim. Bunu hak ettin. Sen kendi kendini öldürdün; evet evet, beni dilediğin kadar öpüp ağlayabilirsin, benden de karşılık görebilir, bana da gözyaşı döktürebilirsin; bunlar seni yakıp bitirecek, seni kahredecek. Beni seviyordun –öyleyse beni bırakıp gitmeye ne hakkın vardı? Söyle, Linton’a duyduğun o geçici heves yüzünden beni bırakıp gitmeye ne hakkın vardı? Çünkü ne yoksulluk, ne alçalma, ne ölüm, kısacası Tanrı’yla şeytanın elbirliği ile üzerimize yığabileceği hiçbir şey, bizi ayıramayacakken, bunu sen kendi isteğinle yaptın. Senin kalbini ben kırmadım, onu sen kırdın; kendininkini kırarken benimkini de kırdın. Güçlü oluşum benim için daha da kötü. Yaşamak istiyor muyum sanki? Eğer –of Tanrım! Ruhum mezardayken bedenim yaşamış, ne yapayım?’ diyordu.
[...]

‘Öp beni yine, gözlerini de gösterme! Bana yaptıklarını bağışlıyorum. Ben kendi katilimi seviyorum –ama seninkini, onu nasıl sevebilirim?' "

Brontë, Emily. Rüzgârlı Bayır. (çev. Naciye Akseki Öncül), Can Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 2005, sy. 196-197.

Etiketler:

Çarşamba, Nisan 09, 2008

yetti...

Geleceğimi kurtarmaya gittiğim şehirde
Geçmişimi kaybettim...
Şimgi geçmişimi kurtarmaya çalışırken
Bugünüm elimden kayıyor...

Hadi yetsin artık.

Etiketler:

Salı, Nisan 01, 2008

"Aşk ve Katil" / Akif Kurtuluş

uzaklık avutur
ve sessizlik başlar acıtmaya

ihanet, ayrılığa borçlanmaktır
bilinmez, kimden akar en çok kan orda

her aşk bir gün, kendi katilini bulur
silah çeker biri, öteki ortak olur suça

mecalim yok yeni cinayetlere, körelmiş maharetim
bir kurbanım var ki, öldüm ölesi bende yaşar


şifrelerimi çözdüm, buydu son ustalığım
gönlüm dehlizinde beni boş yere arar

bütün yalanlarımı buruşturdu vicdanım
benden eksilen hakikat, fazlaymış artık hayata

tek mülküm kaderimdi, vedalaştım
unutulur emanette zaten, ruhum da

görgü tanıkları, posta güvercinleri, akbabalar
aşk çekişen biri var olay yerinde, belki o aklar


kundakladım gövdemi, enkazdan ibaretti o da
parola sordu birbirine dağılmış parçalarım
yüzüme sürmek için sakil gözler aradım

iyice sürttüm çehremi toprağa,
rengim atsın, aşınsın harflerim
bir parem düşman olsun kırkına

ücramla çarpıştım yetmedi
omuzbaşımla barıştım dinmedi
kapattım sesimi, ışığımı söndürdüm
yaktım, benden kalan ne varsa

küllerimi bulduğum bu kuytu köşede
bu hava kabarcığı altında

gördüm:

beni uzaklık avutmuş
sessizlik acıtmış seni


[Vurgular bana aittir.]
Doğan, Mehmet H. (Hazırlayan). YKY Şiir Yıllığı (Kitap-lık Dergisi 69. Sayı Armağanı), İstanbul, Şubat 2004, sy. 125-126.

Etiketler: ,

Pazar, Mart 23, 2008

Budala

Çok budalayım... Bu blogum adını da boşuna budalaca koymuşum.
Sen kitabı oku ama hiç bir bok anlama!
O Prens Mişkin'i istiyor... Ama Rogozin'le yokoluyor...
O Prens Mişkin'i Rogozinleştirmeye çalışıyor... Ama kıyamıyor...
Prens 'budala'... Dünyanın en iyi insanı...
Rogozinleşmek hikayenin sonu oluyor, yıkım oluyor. Gerekirse Rogozin olunacak!

Nastasya Filipovna, en büyük aşkı ona duyduğum...

Etiketler:

Benim yârim bana küsmüş / Gayri sözü benden kesmiş

Newroz yeni bir iş getirdi... Ve bir sevgili aldı götürdü...

"Güzel, ne güzel olmuşsun
Görülmeyi, görülmeyi
Siyah zülfün halkalanmış
Örülmeyi örülmeyi

Seğirttim ardından yettim
Eğildim yüzünden öptüm
Adın bilirdim unuttum
Çağırmayı çağırmayı

Benim yârim bana küsmüş
Gayri sözü benden kesmiş
Zülüflerin göze dökmüş
Sevilmeyi sevilmeyi" Karacaoğlan

Etiketler:

Cuma, Mart 21, 2008

: )


Etiketler:

Çarşamba, Mart 12, 2008

Günün Lafı

"Gerçekten bir soralım kendimize: üretilen sistemin cevap veremeyeceği, karşılayamayacağı, içine alıp eritemeyeceği istisnai noktası nedir? Bence temel sorun budur." İzgeselden Sezgisele, Bugünü Anlayamamaktaki Israr, 12.03.2008.

Etiketler: ,

Salı, Mart 11, 2008

Günün Lafı

"Sahi siz hiç, anlı şanlı ulusalcılarımızın, milliyetçilerimizin ve her daim Kürt düşmanlarının, Talabani geliyor diye protesto eylemleri yaptığını duydunuz mu? Bu derin sessizlik neyin işareti? Bizim faşistlerin “Ortadoğu’nun tüm Amerikancıları birleşin” sloganının olmasın?" Kutay Meriç, Kürdün Kedisi..., Sendika.Org, 10.03.2008

Etiketler: ,

Pazartesi, Mart 10, 2008

Günün Lafı

"Bugün Türkiye’de kendine Marksist-Leninist diyen hatta adında Komünist ifadesini barındıran nice örgütün aslına rücu ederek önce yurtseverliği kimseye kaptırmadığını şimdi de iyice soy Kemalist haline geldiğine bakarsak bu milli komünist geleneğin sahici bir küresel eğilim ve komünizmle alakasının da laftan ibaret olduğunu kolayca görebiliriz.
Eğer söz konusu olan emperyalizmin desteği ya da sempatisiyse bu halkın ezilen ulustan olması, acı çekmesi, işsiz ve aç olması vesaire sadece teferruattır. Liberallere göre ise milliyetçiliğin iyisi-kötüsü, ilericisi-gericisi, ezeni-ezileni olmaz, hepsi aynı mayadandır ve kötüdür. Kuşkusuz liberaller ve komünistlerin buluşabilecekleri en samimi düzlem şovenizmdir ve buraya milliyetçi ve ırkçıların davetini beklemeden koşarlar, tabii milliyetçiliğin her türüne karşı mesafeli olmak entelektüelliğin hijyen takıntısından kaynaklanmıyorsa.
Ezilen ulusların emperyalistlerle geçici ittifaklar yapmasına engel olmak isteyenler öncelikle bu ulusların haklarının teslim etmek konusunda emperyalistlerle yarış etmek zorundadır. Üstelik bunu yıkmayı hedefledikleri burjuva devletlerin ulusal sınırlarını korumayı hedefleyen milli komünizm şovenliğine düşmeden gerçekleştirmelidirler. Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ezilen uluslara ait bir haktır ezen uluslara değil. Aksi, ezen ulusun ezme hakkının savunusu anlamına gelir." Özcan Özen, Kosova’nın Kendi Kaderi - “Komünistler” çatlasın, Bianet, 21.02.2008.

Etiketler: ,

Pazar, Mart 09, 2008

Günün Lafı

"Yıllardır hazırlanan bir senaryo uyarınca Irak’a sınır ötesi harekat düzenleyen Türkiye şimdi iyice zayıf bir ülkedir. Karşılaştırmalı ölü sayısında genelkurmay ve medya çıkarma işlemi yapmaktadır, oysa doğru işlem toplamadır. Ölen her genç, Türkiye’nin sinirlerini saran dokunun sıyrılması anlamına gelmektedir." Kemal Okuyan, Şimdi Türkiye Daha da Kırılgan, tkp.org.tr, 29.02.2008.

Etiketler: ,

Cuma, Mart 07, 2008

Günün Lafı

"Irak’ta PKK’ye karşı yapılan ve sekiz gün süren kara harekatı sırasında yaşananlar, ülkede siyasal süreçlerin nasıl işlediğine ilişkin çok çarpıcı örneklerle dolu. Kara harekatı başlangıç anından bitiş anına kadar ABD’nin gözetiminde Genelkurmay tarafından yapıldı. AKP hükümeti tamamen devreden çıkarıldı; gelişmelerden zamanında haberdar dahi edilmedi. Bu işleyiş, Genelkurmay’ın AKP’den bağımsız olarak ABD’yle girişeceği yeni “işbirlikleri” için de bir emsal teşkil edecek. Gün gelecek, ABD hedef gösterecek, TSK yapacak.
Operasyon, aynı zamanda Genelkurmay’ın, Kürt sorununun çözümü konusunda tek inisiyatif merkezi olma amacını açıkça ortaya koydu.
Büyükanıt, harekat sonrasında yaptığı basın açıklamasında “TSK, kendisine verilen görevi yerine getirmiştir” diyordu. Üstelik “harekat yarım bırakıldı, görev tamamlanmadı” diyen Baykal’ı da, “görevi siz mi veriyorsunuz” diyerek tersledi. Büyükanıt’ın aynı toplantıda görevi ABD’nin verdiğini “üniformasını ortaya koyarak” yalanlandığı; Cumhurbaşkanı’nın ve Başbakan’ın görev vermek bir yana olaydan haberdar bile olmadıkları düşünülürse, soru orta yerde duruyor: TSK’ya bu görevi veren siyasi irade merkezi neresi? Yanıt açık: Genelkurmay’ın bizzat kendisi…
Böylesi bir harekatın siyasal amacının çok belirgin ve önde olması gerekirken tam tersine askeri amacın çok daha önemsenmesi bir sıradışılık gibi gözüküyor. Siyasi amacın ne olduğunu hiç kimse ifade etmiş değil. Üstelik olumsuz mevsim koşullarında 1,5 metre karın üzerinde. Daha önce 4000-5000 PKK militanın bulunduğu söylenen bölgede sadece 300 kişinin hedeflendiği ve “silahlı terörün beyni” denilen Zap bölgesinin tercih edildiği düşünülürse askeri amaç daha net anlaşılabilir. O askeri amaç da ancak Dağlıca’da yaşanan başarısızlık ve kaybedilen prestijin geri alınma çabası olabilir.
Kısacası bu harekat “Güneş Harekatı” değil “Büyükanıt Harekatı”dır. Nedeni de askeri başarısızlıkları örtmek ve intikam almaktır. İşin ilginç yanı, Genelkurmay’ın “prestijinin kurtarılmasında” ABD’nin, AB’nin ve Irak yönetimin hemfikir olmasıdır. Herhalde böylesi bir mutabakatın arkasında, TSK’nın uluslararası operasyonlar alanında iktidar sahibi olmasından umulan yarar bulunuyor. İçerde “geleneksel devlet iktidarı”ndaki kilit konumu bir ölçüde sarsılan TSK’ya başka bir iktidar alanı açılıyor.
Kamuoyundaki beklentiler açısından fiyaskoyla sonuçlanan harekatın arkasından “durumu toparlamak” için dehşetli bir çaba gösteren Büyükanıt tarihe bir takım “ilk”lerle geçmeyi gözetiyor. İlk kez 1,5 metre kar üzerinde harekat yapmak, ilk kez generaller dahil bütün askeri personeli yürütmek, ABD ile hedef belirleme koordinat sisteminin eşgüdümünü sağlamak, PKK karşısında ilk kez gecelere hakim olmak. Bunlar Büyükanıt’ın kendisi için “yazdığı” “tarih”in başlıca “askeri başarıları”…
Harekatın bir diğer önemli sonucu ise ABD’nin elinin çok daha fazla kuvvetlenmiş olmasıdır. AKP’nin bu konuda zaten bir sıkıntısı yoktu, ABD’nin her dediğini ikiletmeden yapmaya çalışıyordu. Şimdi aynı kulvara Genelkurmay da girdi. Artık Amerika’nın hiçbir isteğini geri çeviremezler. (Harekatı bitirme zamanında gösterdikleri hassasiyet bunun en net kanıtıdır. Büyükanıt, “Türkiye aşiret devleti değil, ABD’nin, harekatı bitirme konusundaki etkisini kanıtlasınlar, istifa ederim” diyor. Oysa ABD Savunma Bakanı “geçerken” uğradığı Türkiye’de üç saat içinde Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakanı ile görüştü. Yani devletin tepesindeki dört kişi bütün programlarını iptal edip, sıranın kendisine gelmesini beklediler. ABD, böylesi bir ilişkiyi dünyada hangi tür ülkelerle kurabilir? Bu soruya verilecek yanıt bu operasyondaki Amerikan etkisini kanıtlamaya yeter.) Bu isteklerin ne olacağını ise dünyada bilmeyen yok; Amerikan çıkarları için savaş. Afganistan’da, Ortadoğu’da ya da Amerika nerede isterse. Kısacası Türk ve Kürt halkının dökülen ve dökülecek kanları üzerinden yapılan egemenlik ve işbirliği planları.
AKP ile Genelkurmay arasındaki “bahar havası”, her iki merkezin de ABD angajmanının damgasını taşıyor.
Harekatın siyasal nedenleri olmasa da siyasal sonuçları olmuştur/olacaktır.
---
1 Mayıs’ta en yüksek noktasına çıkacak olan toplumsal muhalefet derlenip, toparlanma adımlarını Mart ayı içinde hızlı bir biçimde atmak zorunda. Mart ayının olağan, tarihsel ve yoğun gündemleri bir toparlanma için avantajları ve dezavantajları birlikte içeriyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, 12-13 Mart Gazi ve Ümraniye katliamları, 15 Mart Irak Savaşı, 16 Mart Beyazıt ve Halepçe, 21 Mart Newroz. Tüm bu tarihler, AKP’nin teo-liberal iktidarına karşı mücadele ile birleştirilebildiği ölçüde güçlü bir sol muhalefet merkezinin oluşumuna hizmet edecektir. Mart ayının eylemlilikleri farklı mekanlarda farklı öznelerle örgütlenecek olsa da birbirini besleyen, ilerici güçlerin ortak bir muhalefet çizgisini oluşturma amacını taşıyan bir içerikle hayata geçirilmelidir." Aktüel Gündem, Bahar Sol Muhalefetin de Baharı Olmalı, sendika.org, 07.03.08

Etiketler: ,

Salı, Mart 04, 2008

Günün Lafı

"Taraflar kim? Devlet ve 'Kürt halkı' mı, 'bölge insanı' mı? Türkler ve Kürtler mi? Kim neyi temsil ediyor? Türklerin temsilcisi devlet mi, Kürtlerinki PKK mı, DTP mi, farklı partilere dağılmış Kürt eşrafı veya siyasete yeni katılanları mı? Türklerin hepsi resmi siyaseti benimser mi, Kürtlerin hepsi benzer şeyler mi ister, özler? Bunları çok konuştuk, konuşamadıklarımızı çok fısıldaştık. Söylemediklerimiz şunlar; tüm karmaşıklığa ve farklılıklara rağmen Türklerin çoğu resmi devlet politikalarını çok da haksız bulmuyor, Kürtlerin ne istediğini tam da bilmiyor, bazıları neden eline silah alıp dağa çıkıyor anlamıyor. Anlamadıkça kızıyor, bileniyor. Türklerin arasından 'demokrat', 'aydın' diye çıkıp, güya ara bulmaya çalışanlardan hayır yok, kendimi de katayım, her şeyden önce kredimiz bitti." Nuray Mert, Birşeyler Yapmalı, Radikal, 04.03.2008.

Etiketler: ,

Pazartesi, Mart 03, 2008

Günün Lafı

"70’lerden bahsederken “Büyük burjuvazinin yanı sıra biz sosyalistler de devletçilik aynen devam etsin istiyorduk,” demiş. O sizin milli-demokratikliğiniz hocam, bu ülkenin solu MDD’den ibaret değil. Yaptığınız hatayı dönüp bize fatura etmeyin. Ve unutmayın, şimdi de yine “büyük burjuvazinin yanı sıra” bir şey istemektesiniz: Paralı eğitim." Barış Yıldırım, O sizin “milli demokratik”liğiniz hocam!, http://www.sendika.org/, 02.03.2008.

Etiketler: ,

Pazar, Mart 02, 2008

Operasyon Şimdi mi Başlıyor? - III

Nedeni ile ilgili fikirlerimi bildirmeden önce bazı tespitlerimi aktarayım.
  • Öncelikle Büyükanıt olsun, diğer büyükler olsun devamlı 'isteyerek' çıktık diyorlar. Bunlar mhtemelen hiç bir anlamı olmayan boş gösterenler. Ne diyeceklerdi? Birilerinin 'açıklanması gerekeni' açıklaması gerekir...
  • Büyükanıt çekilme haberlerinden ve 'çekil' mesajlarından çok önce çekilme başladı diyorsa da, bu hiç inandırıcı değil. İyi de 'omnipotent' ABD, her şeyi görüyor biliyor, görüyor ama TC ordusunun çekildiğini göremiyor. Görüyor ama 'dürtercesine' 'çekil, çekil' demeye devam ediyor. TC, ABD'den Kuzey Irak'a girmek konusunda icazet alıyor ama çıkarken rezil olmama konusunda alamıyor... Garip...
  • HPG kendi sitesinde 29 Şubat itibariyle saat 04:00'dan itibaren çatışmaların durduğunu duyuruyor. Yani HPG çekilmeden haberdar! [Onlara bilgi verilmiş anlamında değil.]
  • Rakamlara baktığımızda ortada büyük bir çelişki de mevcut: Bir taraf 242 gerilla 30 asker+geçici köy korucusu öldü derken, diğeri 9 gerilla ve en az 125 asker öldü diyor. [Bu sayılarla oynamak sanat işi. TC'nin medya gücü ve bilgileri gizli tutma hakkı kaybettiği askerleri zamana yayma imkanı veriyor. Bir çatışmada 10 kişi kaybediliyorsa bunu 5 açıklayıp, geri kalanını başka yerlerde başka zamanlarda 'şehit oldular' diye açıklama kudretine sahip. HPG ise kaydı kuytu olmayan bir örgüt olduğundan, ölenleri sahiplenmeme özgürlüğüne kavuşuyor.]
  • DTP'nin göstermelik olduğu izlenimi veren bir kaç eylemden başka bir şey yapmaması da dikkat çekici. Büyükanıt'ın 'açıklaması gerekenleri' açıklaması gibi, DTP de 'yapması gerekenleri' yapmış gözüküyor.
  • Indymedia'da HPG'nin sitesini referans göstererek yayımlanan 'Kürt gençlerine serhıldan çağrısı' ise karşılık bulamadı. Bulamadı derken, 'yapa yapa bu kadar yapabiliyorlarmış' anlamında değil. Yine numunelik araba yakma vakaları vardı...
  • Bütün bunlar büyük bir piyes oynanıyormuş görüntüsü veriyor... TC giriyormuş gibi yapıyor, çıkıyormuş gibi yapıyor, Kürt yönetimi 'ah canım acıdı' der gibi yapıyor, HPG direniyormuş gibi duruyor, AKP iktidardaymış gibi konuşuyor, DTP idareten muhalefet yapıyor, ABD kukla oynatıyormuş gibi duruyor. Yani bütün bunlar gerçekten bir kurgu deseler, 'kurgu iyiymiş ama oyuncular kendini pek vermemişler' derdim. Tabii olan ölenlere oluyor...

Etiketler: ,

Operasyon Şimdi mi Başlıyor? - II

Türk egemenleri her şey olabilirler, ama aptal değildirler. En azından çözümleme yapacaksak, öyle olmadıklarını varsaymamız gerekiyor. Bu nedenle Güneş Operasyon'unun başlaması kadar bitmesi de ben de kuşku yarattı.

Uluslararası İlişkiler [IR - International Relations] literatüründe görece küçük, otoriter ve/veya militarist rejimlerin kendi iç meşruiyetlerini sağlamlaştırma adına icra edegeldikleri bir politika vardır. Bu devletler büyük devletlerin her sözünü dinlese de bu büyük devletler için önemsiz sayılabilecek konularda kafa tutarlar. Yine literatürde bunun örneği olarak devamlı 70-80 dönemi Mısır - ABD ilişkileri verilir. Bu durum küçük devletin iktidarındakilere 'birlik' imkanı verir, muhalefeti etkisizleştirir vs... Eminim düşünsek TC içinde benzer politikaları hemencecik buluruz.

'Sözde' tutulan kafaların en meşhurlarından biri İnönü'nün Johnson mektubuna çektiği resttir. Kıbrıs'a müdahale konusunda Türkiye'yi sert ve aşağılayıcı bir dille uyaran Johnson'a İnönü kendi ağzından 'Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye de bu dünyada yerini alır.' demişti. Bahsedilen yeni dünya Sovyet Rusya'ydı. Türkiye'nin Batı kampına yanaşma çabası 1945 sonrası İnönü ile başlamışken, bunu içi boş bir blöf olarak değerlendirmemek olanaksız. Ama dönemin gazeteleri hem İnönü'yü hem de açıklamalarını yere göğe sığdıramıyor...

Günümüze dönelim. İddiam şu ki, 'Amerika istedi, biz de çekildik' bilerek ve isteyerek verilmiş bir mesajdır! Aksi saçma oluyor. TC'nin egemenleri her türlü hile-hurda da şeytana pabuç bile bırakmazken, medyanın gözü önünde, yine medyanın deyimiyle 'küçük düşüyor'. Mümkün değil. Hem de gelmeden günler önce hem Avustralya'dan hem Hindistan'dan çekil diyen bir ABD Savunma Bakanı; devamlı çekilin diye açıklama yapan ABD Başkanı Bush; bir kaç gündür suskun olup da açıklamayı sona bırakan Mesud Barzani'nin açıklamalarından sonra... Saatler sonra... Birileri istiyor ki birileri 'ABD istedi TC çekildi' desin... Ama neden?

Nedenini bilmem, ama düşünüyorum.

Etiketler: ,